AnaSayfam Yap
Favorilere Ekle
Popüler Üyeler
RSS
Ekince.Net
Annemin Masalları - Büyülü Yüzük Masalı
Annemin Masalları - Büyülü Yüzük Masalı
24-04-2011 / 01:43:42

BÜYÜLÜ YÜZÜK

Bir zamanlar, uzak denizlerden birinin kıyısında bir ülke varmış.Bu güzel deniz ülkesinde, bir padişah yaşarmış.Savaşı hiç sevmeyen bu padişah, barış yanlısıymış. O, ordularıyla sefere çıkıp öteki ülkelerin topraklarına saldırarak, onlarla savaşan öteki padişahlara hiç benzemiyormuş. Halkının mutluluk ve esenliği için çalışırmış. Resmi, müziği sever; kitap okurmuş.Sanata çok düşkünmüş. Sanatçıları korur ve gelişmeleri için olanaklar sağlarmış.

Bu padişahın en sevdiği şeylerden biri de, doğal güzellikleri yakından izlemekmiş.Bu yüzden, sarayını deniz kıyısına yaptırmış. Sık sık sarayın balkonuna çıkar, çevreyi izlermiş.Denizi, gün batımını, deniz kıyısındaki yeşillikleri izlemek çok hoşuna gidermiş.

Padişahın en sevdiği şeylerden biri de, gemiyle deniz yolcuğu yapmakmış. Sık sık gemiye binip ülkesinin kıyılarını dolaşırmış. Beğendiği yerde kıyıya çıkıp çayırları, ormanları gezermiş.

Bir sabah, yine her zamanki gibi sarayının balkonuna  çıkıp çevreyi izlemeye başlamış. Haa çok güzelmiş.Güneşin parlak ışıkları, denizin üstünde oynaşıyormuş.

Padişah, yanındaki vezirine dönüp,

-          Hava çok güzel, Denize açılmak istiyorum. Belki bu kez, daha öcne gitmediğimiz yerlere gideriz. En büyük  gemiyi hazırlatın, demiş.

Padişahın buyruğunu duyan vezir, hemen Kaptan Paşayı çağırmış. Ona, padişahın buyruğunu iletmiş.Kaptan Paşa, hemen limana giderek padişahın en büyük gemisini hazırlatmış.Padişah da yolculuk için hazırlanmış.Hazırlıklarını tamamlayınca da saltanat arabasına binerek deniz kıyısına gitmiş.Limanda, padişahın en büyük gemisi hazırlanmış onu bekliyormuş.

Padişah biner binmez, gemi, demir alıp hareket etmiş. Koca gemi, denizin üstünde kuğu gibi süzülerek ilerliyormuş.

Bir süre sonra, padişah, geminin güvertesine çıkmış.Güverteye yaslanıp çevreyi izlemiş. Gemi, kıyı kıyı ilerliyormuş.Padişah, yanındaki vezirine, kıyıdaki yemyeşil çayırları ve ağaçları gösterip,

-Orman ne kadar güzel, demiş.

Vezir, başını sallayarak padişahı onaylamış. Gemi, usul usul yol alırken, padişah güvertede yürümeye başlamış. Geminin arka tarafında durup denize bakmış.Denizin ütü pırıl pırılmış.Güneş ışıkları sularda parlayıp duruyormuş. Tam bu sırada, geminin yanından balık sürüleri geçmiş.

Padişah, balıkları yakından görmek için, hemen denize doğru eğilmiş. Denizdeki balıkları parmağıyla vezire göstermek için elini uzatıp,

-          Bak vezir, şu balıkları görüyor musun,  demiş. Demiş ama, tam bu sırada parmağındaki yüzük denize düşmemiş mi? Padişah, daha ne olduğunu anlayamadan iri, beyaz bir balık sıçrayıp padişahın yüzüğünü yutmuş. Göz açıp kapayıncaya dek, balık, denizin derinliklerine dalarak gözden kaybolmuş.

Padişah, üzüntüyle bağırmış;

-Yüzüğüm, yüzüğüm denize düştü!

Sonra, vezirine buyurmuş;

-          Yüzüğüm denize düştü. Onu bir balık yuttu. Hemen, bu balığın yakalanmasını ve yüzüğümün bulunmasını istiyorum.

Vezir, telaşla tayfaların yanına koşmuş. Onlara,

-          Padişahımızın yüzüğü denize düştü. Onu beyaz, iri bir balık yuttu. Çabuk, denize dalıp balığı yakalayın. Padişah yüzüğü bulana, ağırlığınca altın verecek. Çabuk olun, uzaklaşmadan balığı yakalayın,  demiş.

Bir anda, gemideki yüzlerce tayfa denize atlayıp balığı aramaya başlamış. Kısa süre içinde, birçok balık yakalanmış. Ama balıkların hiçbiri yüzüğü yutan beyaz balık değilmiş. Padişah, bütün bu çalışmaları umutla izlemiş. Ama yakalanan her balıkla birlikte, umudu giderek azalmış. Sonunda, büyük bir üzüntüye kapılmış.

-          Yüzüğüm kayboldu! Ah, ben onsuz ne yaparım? O yüzük, benim için çok değerliydi. O bana padişah babamdan armağandı. Bu yüzük,yüzyıllardır, padişahlığımızın tek simgesiydi. Haydi, öyle boş boş durmayın. Arayın bulun yüzüğümü. Onu bulana altınlar, gümüşler vereceğim.

Padişah, büyük bir üzüntü içinde sarayına geri dönmüş.Vezir, balığın bulunması için çalışmayı sürdürmüş. O bölgede balığa çıkan bütün balıkçılara haber salınmış.Balıkçılar, teknelerine binip yüzüğün denize düştüğü yere gitmişler. O bölgeyi çepeçevre sarıp denize ağlarını atmışlar. El birliğiyle ağları çekmişler. Ağlar boy boy çeşit çeşit balıkla  doluymuş; ama beyaz balık aralarında yokmuş. Balıkçılar, denize defalarca aramışlar; ama beyaz balığı yakalayamamışlar, Sonunda, durumu vezire bildirmişler.

Vezir, üzüntü içinde gelip durumu padişaha bildirmiş;

-          Padişahım, ne yazık ki yüzük yok. Beyaz balık bulunamamış.

Vezirin bu sözleri üzerine padişah büyük bir üzüntüye kapılmış. Yemeden içmeden kesilmiş.Suskunlaşmış, içine kapanmış.Saraydan dışarı çıkmaz olmuş. Artık, ne gemiyle gezmeye gidiyor ne de dostlarıyla  görüşüyormuş. Sürekli yüzüğü düşünüyor, yüzükten söz ediyormuş. Yanına gelip bir isteği olup olmadığını soran vezirine,

-          Hiçbir şey istemiyorum. Yüzüğümü bulun , diyormuş.

Bunun üzerine, ülkenin her yanına telalar çıkarılmış. Padişahın buyruğu, herkese duyrulmuş;

“Duyduk duymadık demeyin” Padişahın fermanıdır; Padişah, yüzüğün yutan balığı yakalayıp yüzüğü getiren kişiye, ağırlığınca altın verecek. Hem de küçük kızıyla evlendirip tahtın gelecekteki sahibi yapacaktır. Duyduk duymadık  demeyin!

Ülkenin bütün delikanları, padişahın fermanını duyar duymaz işe koyulmuşlar. Herkes, akşama kadar balık tutuyor, balıkların karının yarıp bakıyormuş.Ama yakalanan balıkların hiçbiri beyaz balık değilmiş. Bu arada, halkın bol bol  balık yediğini de söylemeden geçmeyelim.

Derken, günlerden bir gün, padişah garip bir düş görmüş. Düşünde, ak saçlı ak sakallı bir adamla karşılaşmş. Adam, padişahın huzuruna çıkmış ve ağır ağır konuşmaya başlamış;

-          Padişahım, artık üzülmeyin. Yüzüğünüz yakında bulunacak. Yüzüğünüzü yutan beyaz balığın eti büyülüdür. Kim onu tutup yerse ölür. Ama, balığın etini siz yerseniz uzun yıllar yaşarsınız. Balığın yuttuğu yüzük de büyülüdür. Kim parmağına takarsa, onu kılıç kesmez, vücudunu ok delmez.

Padişah, adama yüzüğü yutan beyaz balığın nerede olduğunu sormuş.Ama yaşlı adam, geldiği gibi sessizce ortadan kaybolmuş.

Padişah, silkinerek uyanmış. Düşünü anımsayınca, çok heyecanlanmış. Hemen sarayın bilicisini çağırıp düşünü ona anlatmış.Bilici padişahı dikkatle dinledikten sonra, ağır ağır konuşmuş.

-          Müjdeler olsun padişahım. Yüzüğünüz yakında bulunacak, demiş.

-          Bunun üzerine, padişahın üzüntüsü biraz azalmış ve yüzüğünü getirecek kişiyi beklemeye başlamış.

 

Ülkenin denize kıyı olan uzak köylerinden birinde, bir çoban yaşarmış. Çalışkan, gözü tok, iyi huylu bir genç olan bu çobanın hiç kimsesi yokmuş.Kendini bildiği günden beri çobanlık yaparmış. Her gün, koyunlarını otlaklara yayar, kendisi de bir ağacın altında uzanıp dinlenirmiş.

Bir gün, yine ağacın altında dinlenirken gözü denize takılmış.Bulunduğu yamacın aşağısındaki deniz, pırıl pırıl görünüyormuş.Çoban bir süre sessizce denizi izledikten sonra, birden denize girme istediğine kapılmış.

Hemen kalkıp yamaçtan aşağı inmiş.Soyunup denize girmiş.Biraz yüzüp sularda serinledikten sonra, kıyıya çıkmış. Kumsalda gezinmeye başlamış. Elinde sopasıyla balığa vurmuş. Balık sersemleyince, onu yakalayıp kumsala atmış.Bir süre sonra balık hareketsiz kalmış. Çoban, bağla yakından bakmış. O güne dek hiç görmediği beyaz, iri bir balıkmış. Çoban, giysilerini giyip koyunlarının yanına gitmek için hazırlanmış. Balığı almış giderken, karşıdan gelen balıkçıları görmüş. Hemen yanlarına gidip onları selamlamış.Sonra da, balığı gösterip sormuş.

-Bu balığı tanıyor musunuz?

Balıkçılar, balığa bakmışlar.Kendi aralarında konuşup tartışmışlar. Sonunda bir balıkçı,

-          Bu balık, şimdiye dek gördüğümüz balıkların hiçbirine benzemiyor. Garip bir balık. Sakın bu balık, padişahın yüzüğünü yutan balık olmasın, demiş.

 

Çoban, heyecanlı sormuş;

-Olabilir mi?

 

Yaşlı bir balıkçı onu yanıtlamış;

-Bak oğlum, bunu anlamanın bir yolu var. Balığın karnını yar; eğer yüzük bağlın karnındaysa, talih kuşu senin başına kondu  demektir.

Çoban, balıkçılara teşekkür edip oradan ayrılmış. Koyunlarının yanına varınca, hemen bir ateş yakmış. Sonra, balığın karnını yarmış. Bir de bakmış ki, ne görsün? Padişahın yüzüğü balığın karnında değil mi?

Çoban, yüzüğü parmağına takmış.Sonra, balığı temizleyip  bir çubuğa geçirerek kızartmaya başlamış. Balığı temizlerken içinden çıkan parçaları köpeğine atmış.Köpek, hemen onları yemeye başlamış. Ama, birkaç lokma yedikten sonra, oracıkta kıvrılıp can vermiş.Bunu gören çoban, büyük bir korkuya kapılmış. Hemen, balığı da ekmekleri de atmış. Sonra, koyunların toplayıp köye dönmüş.Bir at bulup sarayın bulunduğu kente doğru yola çıkmış.Uzun bir yolculuktan sonra sayarın kapısına dayanmış.

Kapıdaki nöbetçilere,

-          Padişahı görmek istiyorum, demiş.

 

Nöbetçiler, çobanı içeri sokmamışlar. Çoban, kapıdan zorla girmek istemiş. Askerlerden biri, onu iterek uzaklaştırmaya çalışmış. Çoban, çok kızmış ve kendini iten askere vurmuş.

Bunun üzerine, askerler ona saldırmışlar. Bir asker kılıcıyla çobanın sırtına vurmuş. Kılıç kırılıp iki parçaya ayrılmış. Çoban, yerdeki kırık kılıcı alarak kendini savunmaya başlamış. Biraz sonra, kapıdaki nöbetçiler saraydan yardım istemişler.

Sarayın içindeki askerler, yardıma gelmişler Ama çoban, elindeki kırık kılıçla kendini savunmaya devam etmiş.Yardıma gelen askerleri de, kılıçlarıyla birlikte fıtlatıp atmış.İçrden daha çok asker gelmiş. Askerler kılıçla, okla, mızrakla çobana saldırmışlar. Ama, mızraklar kırılmış, oklar yamulmuş, kılıçlar parçalanmış. Bunun üzerine padişaha haberci gönderilmiş. Haberci,

-          Padişahım, kapıda bir adam var. Bütün askerleri kırdı, geçirdi. Ne kılıç işliyor, ne de ok, demiş.

-          Padişah heyecanla,

-          Çabuk, onu yakalayın. Bu benim beklediğim adamdır.üstüne ağ atıp yakalayın. Demir kafese koyun. Bu adamı canlı istiyorum, diye bağırmış.

 

Askerler, telden bir ağ atarak çobanı yakalamışlar. Sonra da, büyük bir demir kafese koymuşlar.

Padişah, kafesin yanına gelip çobana sormuş;

-          Sen kimsin, ne istiyorsun? Neden askerlerime saldırdın?

-          Benim hiçbir suçum yok. Ben “Padişahla konuşmak istiyorum” dedim; kapıdan içeri almadılar. Sonra da bana saldırdılar. Benim kimseyle bir sorunum yok. Padişahı görmek istiyorum; beni ona götürün.

 

Padişah,

-          Demek, padişahla konuşmak istiyorsun, öyle mi, diye sormuş,

 

Çoban,

-Evet, demiş.

- Padişah benim. Benimle ne konuşacaksın?

 

Çoban, dikkatle padişaha bakmış.Sonra, parmağını uzatıp yüzüğü göstermiş;

-          Parmağımdaki bu yüzüğü tanıyor musun?

 

Çobanın parmağındaki yüzüğü gören padişah çok heyecanlanmış.

-Yüzüğüm! Bu benim yüzüğüm, diye bağırmış, Sonra Çobana,

- Fermanımı duymuşsundur. Yüzüğümü getirdiğin için ağırlığınca altın alacaksın. Küçük kızımla evlenip damadım olacaksın. Yüzüğümü ver artık, demiş.

 

Çoban,

-          Tamam, vereceğim. Ama önce beni bu kafesten çıkarsınlar. Sarayında bir gece konuk olayım. Kızını da göreyim. Eğer birbirimizi beğenirsek, bizi evlendirirsiniz, demiş.

 

Padişah, çobanın koşulunu kabul etmiş. Kafesin  kapısı açılmış ve çobanı serbest bırakmışlar.

 

Çoban, padişahla birlikte sarayı gezmiş. Sonra vezir, çobanı padişahın kızının yanına götürmüş. Çoban, padişahın kızıyla konuşmaya başlamış;

-Sultanım, padişah babanızın yüzüğünü bulduğum için, sizinle evlenme hakkına kavuştum.Ama siz, benimle evlenmek istiyor musunuz?

 

Padişahın küçük kızı, çobanı açık sözlülükle yanıtlamış;

-          Padişah babamın emrini yerine getirim. Ama, ben seninle evlenmek istemiyorum.

 

Çoban;

-          Zorla güzellik olmaz, emirle de sevgi olmaz. Sen beni istemiyorsan, ben de seninle evlenmem, demiş.

 

Sonra padişahın yanına gidip kararını bildirmiş;

-          Padişahım, ben kendi halinde bir çobanım. Sizin saraydaki yaşantınıza ayak uyduramam. Senin kızını da tahtını da istemiyorum. Bana altınlarımı ver yeter.

 

Çoban yüzüğü padişaha vermiş.Padişah, büyük bir sevinçle yüzüğünü parmağına takmış. Çobanın tok gözlülüğüne de hayran kalmış. Güzel sözler söyleyerek onu övmüş.

Çoban, birkaç gün daha sarayda kaldıktan sonra, köyüne gitmek istemiş. Çobanın altınlarını iki ata yüklemişler. Yanına nöbetçiler vermişler. Çoban, oradan ayrılarak köyüne gitmiş. Köylüleri onu büyük bir sevinçle karşılamışlar.

Çoban, bir koyun sürüsü satın almış. Çalışıp kedi emeğiyle geçinmeye başlamış. Köyünden bir genç kızla evlenmiş ve mutluluk içinde yaşamışlar.

Kategori : Masal Parkı
Ekleyen : admin
Bu haber 1582 kez okundu.
Ad Soyad :
E-Posta :
Mesajınız :
Güvenlik Kodu :
YORUMLAR
Bu içerik için henüz yorum yapılmamış, ilk yorum yapan siz olmak ister misiniz ?